Gün + Partners, 2025 Yılını Patent Açısından Değerlendiriyor

· Patent Raporu

Gün + Partners'ın perspektifinden 2025 yılında Türkiye'de ve globalde patent alanında yaşanan gelişmeler, dönüşümler ve gelecek beklentileri.

Birleşik Patent Mahkemesi’nin Genişleyen Yetkisi: Long-Arm Jurisdiction ve Egemenlik Çatışmaları

Birleşik Patent Mahkemesi’nin (“UPC”) uluslararası yargı yetkisinin kapsamı, patent yargılamaları alanında son yılların en dikkat çekici ve tartışmalı başlıklarından biri haline gelmiştir. 2023 yılında faaliyete geçen mahkeme, kuruluş amacı doğrultusunda Avrupa’da yeknesak ve merkezi bir patent yargı sistemi oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak, son zamanlarda verdiği güncel kararları ile UPC’nin yargı yetkisini yalnızca anlaşmaya taraf devletlerle sınırlı tutmayıp, taraf olmayan ülkeleri de kapsayacak şekilde genişlettiği görülmektedir.

Gelişme ve İçtihatların Çizdiği Çerçeve

Esasen Avrupa Birliği (AB) mahkemelerinin sınır ötesi yargısı veya UPC’nin devreye girmesiyle verilen ismiyle “Long-Arm Jurisdiction” meselesi, kaynağını sınır-aşan ihlal uyuşmazlıklarında AB üyesi ulusal mahkemelerin Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) yönelttiği ön karar sorularına verilen cevaplardan almaktadır.

Avrupa patentleri ile ilgili uyuşmazlıklar bakımından “Long-Arm Jurisdiction ” tartışmasının başlangıç noktası çoğu zaman ABAD’ın 25 Şubat 2025 tarihli, C-339/22 sayılı BSH Hausgeräte GmbH vs Electrolux AB uyuşmazlığındaki içtihatı olarak kabul edilmektedir. Bunun nedeni, AB mahkemelerinin sınır-aşan yetkisi meselesinin ilk kez bu davada ortaya çıkmış olması değildir. Zira bu çizgide özellikle Roche Nederland BV and Others v Frederick Primus and Milton Goldenberg ve Solvay SA v Honeywell Fluorine Products Europe BV. dosyalarındaki içtihatlar belirleyici kabul edilir. BSH Hausgeräte GmbH vs Electrolux AB içtihatını öne çıkaran husus esasen daha önce dağınık halde bulunan ABAD içtihatlarını patent ihlali iddiası ve hükümsüzlük savunması bağlamında sistematik biçimde yeniden yorumlamış olmasıdır.

ABAD söz konusu içtihadında, bir patentin hükümsüzlüğü hakkında karar verme yetkisinin ilgili devlet mahkemelerine ait olduğunu teyit etmekle birlikte, bu münhasır yetkinin ihlal davalarında davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkisini ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koymuştur.

UPC’nin Genişleyen Yetki Yaklaşımı

BSH v. Electrolux kararından sonra UPC nezdinde açılan davalarda uluslararası yargı yetkisinin nasıl belirleneceği ayrı bir önem kazanmıştır. Özellikle EPC’ye taraf olup AB/UPC sisteminin dışında kalan Türkiye, Birleşik Krallık, İsviçre ve Norveç gibi ülkeler bakımından bu mesele kritik hale gelmiştir.

Fujifilm v. Kodak (UPC_CFI_355/2023) kararında Düsseldorf Yerel Dairesi, davalıların AB üyesi bir devlette ikamet etmesini yeterli görerek UPC’nin, Avrupa Patentinin Birleşik Krallık kısmına yönelik ihlal iddiaları hakkında da karar verme yetkisine sahip olduğuna hükmetmiştir. Ancak mahkeme, Birleşik Krallık’ta valide edilmiş ulusal kısmı “erga omnes” hükümsüz kılma yetkisine sahip olmadığını belirtmiştir.

Alpinestars v. Dainese (ORD_64124/2024) kararında Milano Yerel Dairesi, davalının UPC’ye taraf bir devlette yerleşik olması halinde ihlal iddialarının yalnızca UPC üyesi devletlerle sınırlı olmadığını; fakat her ülke bakımından ilgili ulusal hukukun ayrı ayrı uygulanacağını vurgulamıştır.

Dyson v. Dreame (UPC_CFI_387/2025) kararında Hamburg Yerel Dairesi, davalının AB dışında mukim olmasına rağmen faaliyetlerinin Avrupa’ya yönelmiş tek bir ticari plan kapsamında yürütülmesi nedeniyle UPC’nin yetkili olduğunu kabul etmiştir. Böylece UPC, yetkisini klasik yerleşim yeri tekniğiyle değil, Avrupa’ya yönelmiş ekonomik faaliyetin merkezine bağlamıştır.

Son Gelişmeler 

Yakın zamanda yukarıda bahsedilen Dyson v. Dreame davası UPC Temyiz Mahkemesi’nin önüne geldiğinde ise mahkeme Dreame’nin temyizini reddetmiş, bunun yanında long-arm jurisdiction’a ilişkin bazı soruları ABAD’a yönlendirmiştir. UPC’nin ABAD’a soru yönelttiği ilk konu olma özelliği taşıyan davada şimdi (UPC_CoA_813/2025) ABAD, AB’li olmayan üreticilerin yetkili temsilci ve Dreame’in AB temsilcisi olarak hareket eden şirketin, Dreame Hong Kong bakımından anchor davalı (yetkiyi kuran davalı) olarak kabul edilebilmesi için mevcut koşulların yeterli olup olmadığını netleştirecek.

Dyson’ın aynı patenti ancak farklı bir modele ilişkin davanın ihtiyati tedbir kısmında ise (UPC_CFI_2255/2025) Hamburg Yerel Dairesi long-arm jurisdiction konusundaki yaklaşımını değiştirmemiş ancak bu kez, Dreame’nin Hollanda firması ile Birleşik Krallık firması arasında yeterli bir bağlantı olmadığına karar vererek Birleşik Krallığı karar kapsamının dışında tutmuştur.

Fujifilm v. Kodak davası da yakın zamanda UPC Temyiz Mahkemesi önüne gelmiş ancak karar henüz yayınlanmamıştır. Çeşitli medya kuruluşları, ön görüş olarak UPC’nin, UPC bölgesinde mukim davalıların Birleşik Krallık’taki ihlalleri üzerinde yargı yetkisine sahip olduğunu ifade ettiğini bildirmektedir. UPC’nin Birleşik Krallık ihlalleri üzerinde yetkili olduğu yönündeki görüş patent davaları açısından yeni bir dönüm noktasıdır.

Bu gelişme, hem Birleşik Krallık hem de diğer UPC dışı EPC ülkeleri bakımından ciddi bir egemenlik tartışmasını tetiklemektedir. Zira UPC’nin sınır ötesi yetkisini bu şekilde genişletmesi, üçüncü devletlerin kendi yargı alanlarını korumak için karşı tedbirler geliştirmesini daha da muhtemel hale getirmektedir.

Egemenlik Refleksi ve Anti-Suit Injunction Tartışmaları

UPC’nin Mannheim Yerel Dairesi’nin InterDigital v. Amazon (UPC_CFI_936/2025) kararında verdiği anti-interim-licence injunction ve buna cevaben Birleşik Krallık mahkemesinin verdiği anti-anti-suit injunction kararı, devletlerin yargı egemenliğini koruma refleksinin somut örnekleridir. Bu karşılıklı tedbirler, çok merkezli patent uyuşmazlıklarında yargı çevreleri arasında hızlı bir “injunction vs. anti-injunction” sarmalının tetiklenebileceğini göstermektedir.

Sonuç

UPC’nin son dönemdeki kararları, mahkemenin sınır-aşan yetkisini önce inşa ettiğini, ardından genişlettiğini ortaya koymaktadır. Fujifilm v. Kodak CoA duruşması ile birlikte UPC’nin Birleşik Krallık ihlalleri üzerinde yetkili olduğu yönündeki ön görüş, bu genişlemenin en somut tezahürlerinden biri olmuştur. Ancak bu yaklaşım, devletlerin yargısal egemenlik alanına doğrudan temas etmekte ve karşı tedbir riskini artırmaktadır. Bu nedenle UPC’nin sınır-aşan yetkiyi ölçülülük ve öngörülebilirlik sınırları içinde yorumlaması kritik önem taşımaktadır. Aksi halde, üçüncü devletlerin kendi yargı alanlarını koruyucu refleksleri, UPC kararlarının etkisini sınırlayıcı yeni mekanizmalar doğuracaktır.